Geçen hafta 25 Eylül günü Ankara’da, Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde memur emeklilerine seyyanen zam talebiyle düzenlenen eylem sırasında boynunda Türk bayrağı, elinde “para için değil, onurumuz için” yazılı bir pankartla katılan emekli polis memuru Ali Şekeroğlu çevreye “Artık geçinemiyorum, gelinim işsiz, damadım işsiz” diye haykırıp beylik tabancasını başına dayayarak ateş etti…

Ağır yaralı hastaneye kaldırılan iki çocuk babası polis memurumuz tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı, vefat etti.

Sevgili dostlar, bazılarınıza hafif gelebilir elbette özellikle mevcut iktidardan kasesini dolduranlara ama benim kanıma dokunuyor bu olay. Devlette kutsal bir görev yapan, emekli olup bu ekonomik şartlarda hayat mücadelesi veren bir insanın bu raddeye gelmesi hakikaten çok üzücü…

Ailesine sabırlar diliyorum, çaresizliğin resmi bu olsa gerek.

Ne garip değil mi, elinde “para için değil, onurumuz için” pankartı vardı. Para için olsa sağda solda Filistin’e soykırımı durdurun deyip alttan alttan İsrail ile ticaret edebilirdi. Belediye de kendine göstermelik pozisyon ayarlayıp işe bile gitmeden havadan para kazanırdı.

Gerçekten para kazanmak Türkiye’de hiç de zor bir iş değil dostlar. Çıkın bakın sokaklara, arabalara, restoran fiyatlarına, yat limanında teknelere.

Zor olan onurlu şekilde para kazanmak…

Çok üzgünüm çok, buna neden olanlar baksın da utansın biraz diyorum.

Düşünebiliyor musunuz, emek saf etmiş memlekete hizmet etmişsin. Üstelik kamuya hizmet senin ki, insanlar seni görünce devleti görmüş, tamam demiş belki. Bak polis burada demiş vatandaşın derdini çözmüşsün ama sana yaşayabileceğin, barınabileceğin bir umut bırakmamış sistem. Belki binlercesi içinde sesini çıkarabilme çaresizliğine düşmüşsün.

Allah hiç kimseyi yoklukla sınamasın, dilerim ruhu huzur bulmuştur.

Görün işte “Yüzyılı”nızı ey iktidar sahipleri, görün. Emekliler can çekişiyor, intihar ediyor. Emekliler sefaletle mücadele ediyor…

5 günde 7 Emniyet mensubu intihar etmiş, Emniyet Teşkilatı Sendikası ’da bugün itibari ile “onurun, onurumuzdur” diyerek “iş bırakma” eylemine geçiyorlar. Yerden göğe haklılar.

Üzgünüm, çok üzgünüm…

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun…

FATMA ABLA AİLECE PARAYI GÖTÜRMÜŞ…

YENİ Parti sözcüsü Zeynel Emre, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aileden Sorumlu bakanımız Fatma Betül Sayan Kaya ailecek götürmüş dedi, sonunda istifayı sundu Fatma abla.

Emre’nin elindeki belgelerden açıklamasına bakılırsa 63 milyon 359 bin lirasını yatırmış Özata Denizcilik hisselerine iş bilir Fatma abla, 1 milyar 344 olarak geri çekmiş. Eşi de 99 milyon 687 bin lirasını yatırmış o da parayı 826 milyon lira olarak geri çekmiş.

8 Nisan’da başlamış işlemleri 16 Eylül gibi çekmişler peş peşe.

Vay anam vay…

Hayırlara vesile olsun, ayrıca hak hukuk adalet dağıtan bu ablamıza ve eşine helal olsun diyoruz. 5 ayda 2 milyar (eski para ile 2 trilyon) kazanç iyi para.

Bizim gazeteci Timur Soykan da soruyor “Fona koyacak 163 milyon lirayı nereden buldun? Fondaki soyguna nasıl, kim tarafından ortak yapıldın? Vurgun planını nasıl yaptınız? Vurgunla elde ettiğin milyarlar nerede? Bu tezgâhtaki diğer siyasi ortakların kimler?”

Cevap gelir mi, gelmez elbette.

Bizim Trabzon’da oturup Trabzon’da siyaset yapıp Bayburt ve Sinop illerinden sınırlı sorumlu Selo’da kendi sosyal medyasından haykırmış “Gereğini yaptı, AKP farkı, Fatma hanım görevlerinden ayrıldı, istifa etti. Eski CHP şimdi YENİ Partide her türlü rezalet yaşandı. Onlara sahip çıktılar, istifa bile alamadılar. İşte Reisimizin net duruşu. Kim olursa olsun hesap verecek hesabı sorulacak…”

Ey benim güzel kardeşim, göreceğiz kim hesap soracak, kim verecek, kim verebilecek. Sende yaşayıp bende yaşayıp göreceğiz.

Şimdilik sadece Fatma abla adadan ayrıldı, devamı gelir mi bakacağız Selocuğum bakacağız…

SALAH YAYLASINA MUTLAKA KÜLLİYE YAPILMALI

Gördünüz işte bir tabelayı bile koruyamadık, oturağı da götürdüler.

Bu konuya Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından ivedilikle öncelikli olarak gündeme alınmalı diyorum ben şahsen. Danışmanlar buna biraz kafa yorsunlar. Bir ara taşı da çalmışlardı ama sayın yetkililerimiz taşı yerine koydu, bu sefer taşın başındaki tabela ve oturak götürüldü!

Derhal bir külliye ve nöbetçi sistemi koyulsun yaylaya.

Ayıptır, günahtır arkadaşlar nedir sizden çektiğimiz.

Gerçi atalarımız taşa, başa, yaşa basma derler ama yine de bu hırsızlık hiç bize yakışmadı.

Benim aslında Muhammed Salah için daha “cin” fikirlerim var. Mesela diyorum sevgili Salah gel futbolu bıraktıktan sonra bizim yaylalarda Cinci Hoca ol. Zaten Arapçan da süper, yeminle paraya para demezsin. Bak bu kadar futbol oynadığına bile pişman olmazsan ben Galaylı Gazan değilim.

Hani diyorum bizimkiler tabela, oturak derken ister misiniz oturduğu taşı da çalsınlar ikinci sefer. Ufalaya ufalaya adını da “Salah Taşı” diye uydurup satsınlar.

Ben alırım mesela, sevaptır…

FONCULARIN BİZİM SANAL KASACILARLA ÖRTÜŞMESİ

Reis açıkladı, 1 milyondan az parasını fonlara yatıranların en önce paraları yatacak! Oh, rahatladık. Diğerleri ne olacak, kimse bilmiyor!

Cumhuriyetin en büyük dolandırıcılığını yaşadı cânım vatanım, resmi bir açıklama henüz yok. Herkes konuşuyor, en çok gazeteciler, TV yorumcuları ama sorumlulardan tek ses yok.

Aslında sorumlu da yok ortada, bu adamlara nasıl 1,5 sene müsaade edilmiş? Bir tek sorumlu yok! Sen istersen hepsini tutukla ne olacak? Bir tane şirkete kayyum atadın mı, yok. İmamoğlu’nun babasının şirketine şak diye kayyumu atadın ama. Gözaltına alınanların tek bir kare fotoğrafı yok, olanda hep arkadan. Tek bir ters kelepçe yok, sabahın köründe evinden çoluğunun çocuğunun gözünün önünden ite kalka alınan yok.

Selden kütük kapma olur mu, bence olur bu şekilde devam edilirse.

Yıllar önce Sanal Kasa mevzusu Trabzon Belediyesinde patlak verince, Volkan abi sormuştu “Ne yapacağız?” diye. Bende tüm delilleri önüne koyup “Para ile ilgili kim varsa hepsini görevden alman lazım Başkanım, hem de acilen. Onlar işin başında iken bu pisliği temizleyemeyiz. Ayrıca hemen bir müfettiş de çağırmamız lazım Bakanlıktan…” demiştim. Volkan Başkan, beni Denetleme Kurulu Başkanı İsmail Kemerkaya’ya gönderip 1-2 gün süre istemişti. İsmail abi de “Size 1-2 gün değil, 1 hafta izin. Çözün şu pisliği” demiş bende Volkan Beye iletmiştim. Bir hafta sürede Sanal Kasa mucitleri tüm pisliği örttüler, sıvadılar ve Volkan da onlara yardımcı oldu. En azından süre tanıyarak. Bir tek Kiralama Müdürünü görevden almıştı. Tüm para ile ilgili birimler, paranın bağlı olduğu Başkan Yardımcısı dâhil hepsi zaman içinde kendini akladı. İşte “kütük kapma” bunun için söylüyorum, zaman uzadıkça “kütük” böyle kapılıyor akan dereden. Bunu biliyorum, yaşadığım için.

Ne oldu sizin o Sanal Kasa’cılar derseniz, bütün kabak o müdüre patladı. Kendini aklayan paranın başındaki kişi şimdi Belediye Başkanı oldu. Suçu yüklenen müdürün yerine gelip tüm işleri temizleyip, pürü pak eyleyeni de Ahmet Kaya şimdi Başkan Yardımcısı yaptı.

Ey güzel Allah’ım işte, sen nelere kâdirsin! Kimler kimlerle beraber…

Neyse, bu fon’dipçilerin de zamanla dereden kütük kapacaklarını ve kendilerini pürü pak yapacaklarına inancım sonsuz diyorum. Ayrıca 17-25 Aralık’tan da tecrübe kazanmışlardır.

Yaşayıp, göreceğiz…

İTFAİYE HAFTASI KUTLU OLSUN…

25 Eylül- 1 Ekim tarihleri arasında kutlanır İtfaiye Haftası.

Ayıptır söylemesi 5 yıllık belediyecilik dönemimde bana bağlı bir müdürlük idi İtfaiye Müdürlüğü. Az çok içlerinde bulunduğum için dertlerini sorunlarını bilirim.

Bu sene Trabzon Büyükşehir Belediyesi İtfaiye alanında AKP Milletvekilleri, Rus Pazarı Başkanı ve AKP Ordu delegesi (eski AKP Trb. İl Bşk.) katılımı ile kutlanmış. Gerçi her sene aynıdır kutlamalar, Saygı Duruşu İstiklal Marşı, günün anlam ve önemine binaen konuşmalar, yangın ve kurtarma tatbikatları. 311.ci yılını kutluyor ama tek bir gram ileri gidememiş bir meslek gurubudur İtfaiyecilik. Aslında “meslek” de değil ne yazık ki İtfaiyecilik. Resmiyette böyle bir meslek yok, şehir belediyelerine bağlı bir müdürlük ve çalışanları. Genelde belediye sokaklarını, bahçelerini sulamakla görevli bir kurum.

Ben şahsen İtfaiye Teşkilatının belediyelerden ayrılıp ayrı bir kuruluş disiplinine sahip olması gerektiğine inananlardanım. Böyle olursa İtfaiye Haftası da anlamlı kutlanır, yoksa böyle siyasiler çağırılıp yanı başından da pazarcı esnafı ile ancak Yerli Malı Haftasına benzetirsin.

Bu arada Trabzon Büyükşehir Belediyesinin de 9 yeni İtfaiye aracı alımı ile müdürlüğünü güçlendirdiğini de yazmadan geçmek istemiyorum.

Bunlar güzel işler, hele de alet edevatın çeşitlenmesi mesleği hayat kurtarma üzerine olan bir teşkilatı güçlü kılar. Trabzon 2 adet 42 metrelik hidrolik merdivenli kurtarma aracı, yine 32 ve 28 metre hidrolik merdivenli itfaiye araçları, 2 adet kurtarma aracı ve 3 çok maksatlı itfaiye aracı ile çok güçlenecektir. Trabzon sadece Trabzon değildir, merkez bir kenttir. Gümüşhane yolunda dereye uçan bir otomobilde, Artvin’deki selde, Giresun’daki heyelanda hep Trabzon yardıma koşar. Onun güçlü olması Doğu Karadeniz’in tümünde yardımları sağlam kılar.

Haftanın hayırlı yangınlara vesile olmasını dilerim, şaka şaka.

Asla unutmayalım, “İtfaiyeci gecikmez, geciktirilir…”

Haftaları kutlu olsun, yangınsız ve olaysız günler dileği ile…

BU DÜNYADAN BİR “BOZKIRIN TEZENESİ” GEÇTİ…

Sizi bilmem ama bence muhteşemdir rahmetli Neşet Ertaş.

Yaşar Kemal ona “Bozkırın tezenesi” dermiş. Neşet hapse düşünce Yaşar Kemal ona bir imzalı İnce Memed kitabını göndermiş, girişinde yazdığı notta “Bozkırın tezenesine selam olsun, geçmiş olsun” benzeri bir not yazmış.

Ne güzel değil mi, biri en güzel kitapların yazarı diğeri en güzel türkülerin ozanı.

Kırşehirli ozanın; Zülüf dökülmüş yüze, Gönül dağı, Mühür gözlüm, Mapushanelere güneş doğmuyor, Bağa gel bostana gel, Evvelim sen oldun ahirim sensin, Zahidem türküleri ne güzeldir. Dinlerken beni ağlatır Neşet baba, bir insanın sesi ve çaldığı müzik aleti bu kadar mı birbirine uyuşur arkadaş?

Babası Muharrem Ertaş ve onun derlemeleri türküleri de muhteşemdir.

Siz hangi köklü üniversitelerin hangi bilgili hocalarına profesörlerine danışırsanız danışın insanın varoluşunu, gelip geçiciliğini, hayat denilen yolculuğu onun kadar sade onun kadar çıplak anlatabilen kaç kişi bulabilirsiniz? Bakın;

“Hep yolcuyuz, böyle geldik gideriz/ Dünya senin vatanın mı, yurdun mu?” nasıl soruyor?

Rahmet ve saygı ile 14.cü yılını anıyorum…